Çocuklarda Tik Bozuklukları

Tik istemdışı, hızlı, aralıklı, ritmik olmayan, basmakalıp, tekrarlayıcı şekilde bir grup kasın kasılmasıdır. Tik bozuklukları geçici ya da kalıcı olarak aile yaşamını, sosyal durumu, okul ve iş başarısını etkiler. Tikler motor ve vokal tikler olarak ayrılmaktadır.

Basit motor tikler göz kırpma, yüz hareketleri ya da omuz silkme gibi hızlı, kısa süreli hareketlerdir.

Kompleks motor tikler daha kalıcı, iyi yönetilen ya da yarı idari hareketlerdir; örnek olarak dokunmak, kendine vurmak, zıplamak ya da durduk yerde küfür hareketleri yapmak gibi hareketlerdir.

Basit vokal tikler boğaz temizlemek, öksürmek, burun çekmek ya da sümkürmek gibi seslerden oluşabilir.

Kompleks motor tikler bazı kısa deyimleri tekrarlama, kendi sözlerini tekrarlama (palilali), başkalarının sözlerini tekrarlama (ekolali); küfretme ya da durduk yerde kötü sözler söyleme (koprolali) ve ses yüksekliğinde paroksismal değişiklikler şeklinde olabilir.

Genelde kısa süreli, nöbetler halinde ve aralıklı olarak ortaya çıkar. Tikler tek başına ya da başka tiklerle beraber görülebilir. Gerginlikle birlikte artış gösterirken, dikkatin bir başka konuya odaklandığı durumlarda ya da kişinin kendisini rahatlamış hissettiği durumlarda azalır, uyku sırasında çoğu zaman kaybolurlar. Çoğunlukla karşı konulamaz bir davranış olarak yaşantılanır ve değişebilen sürelerde baskılanabilir.

Tiklerin tarihte çok eskiden beri görüldüğü bahsedilmektedir. Tik Bozukluğu ilk kez Fransız nörolog Jean Marc Itard 1825 yılında literatüre sokulmuş, 1885 yılında Gilles de la Tourette tikler, koprolali ve ekolali triadı olarak tanımladığı sendroma kendi ismi verilmiştir.

Motor yada vokal tik bozuklukları kültürel ve etnik özelliklerden ve sosyoekonomik durumdan bağımsız olarak tüm dünyada görülebilen bir bozukluktur.

Gelip geçici tikler çocuklarda yaygın olarak görülmektedir. Okul çağı çocuklarının %4-24’ünde tiklerin görülebileceği bildirilmektedir. Geçici tikler çocuklar arasında erkeklerde %1-13, kızlarda ise %1-11 oranında görülmektedir.

En sık görüldüğü yaş grubu ise 7-1l’dir. Erkek çocuklarda 2 kat fazla görülür. 10-11 yaşlarında sıklık erkeklerde % 5.9, kızlarda ise % 2.9 olarak saptanmıştır. Isveçte 5 bine yakın çocukla yapılan bir araştırmada 7-15 yaş arasında kronik tik binde 7, gelip geçici tik ise %4.5 olarak bulunmuştur.

Tik Bozukluğunun  etyolojisi tam aydınlatılamamakla birlikte; genetik, çevresel etkenlerin, nörobiyolojik ve nörotransmitterlerin birbiriyle etkileşerek bozukluğu oluşturduğu düşünülmektedir. Genetik geçiş özellikle Tourette sendromunda çok yüksektir.

Nörobiyolojik süreçlerde beyinde “niyet” ve “hareket” arasında koordinasyonu sağlayan karmaşık beyin yapılarındaki uyumsuzluktan kaynaklandığı düşünülmektedir.

Tikler stresli durumlarda artar. Tik Bozukluğu görülen okul çağı çocuklarında, yaşanan duygusal problemlerin ve kişiler arası ilişkilerdeki olumsuzlukların hastalığın gidişatını olumsuz yönde etkilediği savunulmuştur. Özellikle tikler aile ve öğretmen tarafından yanlış anlaşıldığında çocuk tikleri durdurması konusunda uyarılmakta ya da cezalandırılmakta, bu da tik şiddetinin arttığı bir kısır döngüyü başlatmaktadır. Diğer yandan akranlar tarafından alaya alınma gibi faktörler, yalnızca tik şiddetini arttırmayıp, çocuğun psikososyal işlevselliğini de olumsuz etkilemektedir.

En sık tikler, göz kırpma, yüz buruşturma, çene, boyun, omuz ya da ekstremite hareketleri, burun çekme, hırıldama-homurdanma, cıvıldama ya da boğaz temizleme şeklindedir. TS’nin doğal seyrinde motor tikler genellikle 3-8 yaşlarında başlar, vokal tikler birkaç yıl sonra ortaya çıkar. Tikler tipik olarak şiddet, yoğunluk ve sıklık açısından artıp azalan bir seyir izler.

Ses tikleri çoğunlukla, hareket tiklerinin başlangıcından birkaç yıl sonra, 8–15 yaş arasında ortaya çıkar. Tiklerin karmaşıklığı da yaş ile artar. Bu karmaşık sesler ve hareketler kişiye özgü karakterdedir. Okul çağı döneminde çocukların yaşadığı ilk geçici hareket tikleri ani, istemsiz ve bilinç dışı hareketlerdir. Çocuk çoğu zaman çevresindekilerin tepkileri ile bu hareketlerin farkına varır. 10–11yaş civarında ise çocukların çoğu, bir sıkıntı veya kaygının eşlik ettiği, ancak tikin yapılmasıyla rahatlama sağlanan, gerginlik veya kaşıntı gibi tariflenen “tik öncesi hisler”den (premonitory urges) bahsederler.

Tik öncesi hislerle ilgili farkındalık arttıkça hastalar tikler üzerinde istemli bir kontrol sağlamaya başlarlar. Ancak bu istemli kontrol kısa sürelidir ve sıkıntı yaratır. Tiklerin tamamen ya da tama yakın kontrolü sağlandığında “tik öncesi hisler”in yarattığı sıkıntı, kişiyi zihinsel ve bedensel olarak yorar ve bu durum tiklerin kendisinden daha rahatsız edici olabilir. Hastalığın seyri boyunca tiklerin şiddeti inişli çıkışlı bir klinik sergiler.

Tik epizodları öbekler halinde olma eğilimindedir. Tikler stres, yorgunluk, ısı değişiklikleri ve dış uyaranlarla şiddetlenebilir. İstemli hareketler, başka aktivitelere odaklanma, tikleri azaltır.

Tanı

Tanı için hastanın gebelik ve doğum öyküsü, erken gelişim, tıbbi öykü ve aile öyküsünü de içeren kapsamlı bir öykü alınmalıdır. Herhangi bir eştanılı durumun olup olmadığına ilişkin dikkatli olmak gerekmektedir. Tik bozukluğu bulunan hastalarda yaygın olarak bir arada görülmeleri nedeniyle DEHB ve OKB semptomları da ayrıntılı olarak gözden geçirilmelidir. Belirtilerin varlığı ve yokluğuna ek olarak, bu sorunların hasta ve aile üzerindeki etkisi de değerlendirilmelidir. Ayrıca akademik ve mesleki başarı, sosyal uyum ve kişilerarası ilişkilerin kalitesiyle gösterilen işlevsellik durumu da gözden geçirilmelidir.

Tedavi de ilaç tedavisi yanında psikolojik ve sosyal durumunu içeren bir plan yapılmalıdır. Ilaç tedavisine yanıt vermekle birlikte bu olgular çocukluk çağında tedavi edilmediğinde erişkinlikte semptomların gerilemesi daha zordur. Tik belirtilerinin şiddeti genellikle 8-12 yaşları arasında zirve yapar. Belirtilerin şiddetindeki azalma genellikle 20’li yaşların başında sonlanır.

DR.Serdar Alparslan - Randevu Al